STİL SAHİBİ SOFRALAR: İDİL YAZAR’IN İTALYAN KOKAN SOFRASI

İdil Yazar’ın buram buram İtalya kokan sofrası…
Bayılıyorum üreten , çalışan ve hayallerinin peşinden sürüklenen kadınlara. Onların elinin değdiği her şey daha kalıcı, daha özenli oluyor. Alaçatı’dayım. Limon ağaçlarının altına kurulu, ışıl ışıl bir masa… Mekân Alaçatı Misk Floral Cafe. Burası 25 yaşında iki genç kadına ait. Hazal Şen ve Eda Erbilgin. Kendi hayalleri, kendi dünyaları… Ne kadar güzel değil mi bizim de bu güzelliklere ortak olabilmemiz? Derken mutfakta, elinde tabaklarıyla Şef İdil Yazar karşılıyor bizi. Şahane enerjisi ve güzel gülüşüyle bizi selamlıyor. Sonrasında Stil Sahibi Sofralar için kurduğu masayı anlatıyor bana müthiş bir heyecanla. Limon ağacının altında hafif esen bir rüzgâr, mekânı çiçeklerin kokusuyla daha da büyüleyici kılıyor. Sofradaki göz alıcı İtalyan Porselenleri, Seletti HYBRID serisinden. Mekanın natürelliğine uygun keten peçetelerin üstündeki nakışlar, masanın şıklığına son noktayı koymuşlar. Ben masayı seyretmeye doyamazken, enginar kalbi ile sotelenmiş şahane bir spagetti, yanı başıma kuruluyor son derece iştah açıcı ve havalı bir sunumla… Dedim ya “buram buram İtalya kokuyor masa” diye. İdil Yazar döktürmüş sözün özü. Hem göze hem damağa hitap etmek diye buna denir. Bu ambiyansa, Seletti şıklığına ve böylesine şatafatlı bir menüye, tamamlayıcı ne yakışır? Tabii ki de Tiramisu. Ama İdil Yazar’a özgü bir tarif ile… Biz mutfağa tatlı yapmaya giderken, Eda ve Hazal da, masamız için görkemli bir çiçek aranjmanı yapmaya doğru yola koyuluyor. Şimdi Limonlu Tiramisu tarifi için buyurun mutfağa girelim. Dönüşte sorulacak çok soru, tadılacak bolca lezzet var…

İdil Yazar’ı iyi bir şef yapan geçmişinden biraz bahsedelim mi?
Bu yolculuk, benim için aslında bir serüvendi. Bambaşka bir kulvardaydım. Babson College’de Girişimcilik ve Pazarlama Bölümü’nden mezun oldum. 2 sene New York’ta, dünyanın en büyük kozmetik şirketlerinden biri olan Coty’de çalıştım. Daha sonra Türkiye’ye döndüm ve bir süre spikerlik yaptım. Tam da hayatıma bu yolda devam ederken, birden içimdeki mutfak aşkının peşinden gitmeye karar verdim. Bu kararla birlikte Mutfak Sanatları Akademisi’nde profesyonel aşçılık eğitimi alarak yolumu çizmeye başladım diyebiliriz.

 

Bambaşka bir eğitim hayatından ve kariyerden sonra nasıl oldu içindeki bu mutfak aşkını keşfetmek?
Aslında ananem hep çok güzel yemek yapardı. Ben de onu izlemeyi çok severdim. Ama hep tüketen ve gezen tarafındaydım. Daha sonra üniversite hayatım başladı. New York’ta yaşama fırsatım oldu. Böylece bambaşka mutfaklar, farklı restoranlar ve beraberinde bambaşka kültürleri tanıdım. Yemek yemeyi çok sevmem, mutfağa dair keşiflerim ve zamanla kazandığım bilgi birikimlerim, beni yemek yapmaya yönlendirdi.

Seni, mutfağı ve yeme içme kültürü ile en çok besleyen yerler nerelerdir?
Yemek yapma aşkımı kamçılayan şehir San Sebastian’dır. Çünkü San Sebastian, tam bir gastronomi şehridir. Şehri ziyaretimde büyüsüne o denli kapılmıştım ki, sofistike havası ve yaşadığım gurme deneyimler, benim de artık iyi bir şef olmam gerektiğini sanki kulağıma fısıldamıştı.

Ya sonra?
İşinizi severek yapmanız, başarmanız için en büyük etkendir. Benim içimde de öyle bir mutfak aşkı varmış ki, oğluma 2 aylık hamileyken Mutfak Sanatları’nda eğitim almak için kapılarını çaldım. Ama hamile olduğumu duydukları zaman eğitime kabul etmek istemediler. Kazanların ağır olması ve mutfağın çalışma temposunun bünyemi zorlayacaklarını düşündüler. Tabii ki de yılmadım ve onları ikna ettim. Okulun ilk günü yorgunluktan bayıldım. Ama daha sonrasında kazanla su da taşıdım, fileto da çıkardım. İşimin tüm gerektirdiklerini layığıyla yaptım ve mezun oldum. Mezun olduğumda 8,5 aylık hamileydim.

Masamızda harika ikramlıkları olan Misk Cafe’nin kurucuları Hazal Ve Eda var. Kızlar aşçılık üzerine eğitim almamışlar. İşin işletmecilik kısmındalar. Sen ise tam tersi, bu anlamda eğitim almış ama kendi işletmeni açmayı tercih etmemişsin. Var mı ileri de böyle bir işletme hayalin?
Öncelikle Cafe Misk’e bayıldığımı söylemek istiyorum. Yemeklerini ve ambiyansını çok beğeniyorum. Okuldan mezun olduktan sonra, aslında aklımda kendi işletmemi açmak vardı. Sonra hayalimdeki işletmeyi açmanın, çok zor olduğunu düşündüm. Hiç tecrübe ile bu yola girmenin, benim adıma tehlikeli olacağında karar kıldım. Aşçılık eğitimimi tamamladığımda, oğlum dünyaya geldi. Bir yer açmak, öncesinde yurtdışında staj ve uzun saatler mutfakta çalışma tecrübesini kazanmamı gerektirecekti. Dediğim gibi, oğlum olduğu için böylesine uzun saatler çalışma şansım maalesef yoktu. Dijital dünyaya çok inanıyordum. Oğlumla evde çok vakit geçirdiğim için sıklıkla yeni youtube kanalları keşfediyordum. Daha yeni yeni parlıyordu aslında dijital dünya. Sonra kendimi özel tariflerim ile bu dünyanın bir parçası olarak görmek istediğimi düşündüm. Öncesinde televizyon tecrübem de vardı. Hepsini bir araya getirip hayallerimi yaşamam için harika bir başlangıç olacağına inandım. Bir kanal açtım ve deneyimlediğim tariflerimi paylaşmaya başladım. Başladığım günden bu yana, sürekli olarak kendimi geliştiriyor ve mutfakta yeni deneyimler kazanıyorum.

Mutfağını ve kurduğun sofraları nasıl tanımlarsın? Neler önerirsin mutfakta zaman geçirenlere?
Benim en büyük özelliğim; pratik olmamdır. O yüzden tarif hazırlarken, dört saat mutfakta pişirecekleri yemekleri değil; hızlı ve pratik tarifler ile sofrada dört saat sohbet edecekleri yemekleri pişirmelerini öneririm. Sofrada geçirilen, sohbet edip uzun uzun üstüne konuşulan lezzetli yemeklerle bezeli sofralar kurmaktan yanayım. Daha samimi, daha anlamlı benim için.. Benim sofralarım onlarca çeşidin olduğu, başlangıçtan tutun ara sıcak ve ana yemeklerin olduğu kalabalık menülü sofralardan değildir. Açıkçası o kalabalıklığı demode buluyorum. Dostlarımı evime davet ettiğimde de, genelde bir konsept belirlerim. Hint ve Peru yemekleri yapmayı çok seviyorum. En son ziyaret ettiğim yerlerdendi. Mutfağını da çok sevmiştim. Bu aralar sofralarımda favori mutfağım olabilir.

Sürekli bir tarif hazırlama durumun söz konusu. Çok zor olmalı… Bu süreç nasıl ilerliyor?
Evet, yaptığım işin en özverili kısımlarından birisi de bu nokta. Ben bu kısmı, yemek yemeyi ve yeni yerler keşfetmeyi sevdiğim için daha kolay atlatıyorum. Seyahatlerimi, daha çok geleneksel lezzetlere sahip yerleri ziyaret etmek üzerine kurguluyorum. İster sokak arasında bir sakatatçı olsun, ister Michelin yıldızlı bir restoran olsun. Yediğim ve sevdiğim bir lezzeti, önce damağımda ayrıştırıyorum. Sonrasında ise mutfağıma taşıyıp kendime özgü tekniklerle revize edip tarifi çıkartıyorum. Bunun yanı sıra Dünya trendlerini çok takip ediyorum. Dünya’da oldukça sevilip ilgi gören kinoayı, bizim kültürümüze uygun tarifler haline büründürüyorum. Kinoalı Sütlaç yaptım kanalımda, kinoalı biber dolma… Oldukça iyi geri dönüşler aldım tarifi yapan takipçilerimden. Ben yeni bir tarifi oluşturduğumda ve onu pişirdiğimde, ilk önce dört yaşındaki oğluma tattırıyorum. Ondan onayı da alınca diyorum ki; “tamam mutfağa girip çekime başlamalısın”.

Youtube ve yemek programın harika gidiyor. Ben de severek takip ediyorum. Peki ileriye dönük var mı yeni projeler?
Teşekkür ederim. Evet, çok güzel, olumlu geri dönüşler alıyorum. İyi gidiyor. Bu ara yemek yapmanın yanı sıra, iyi yemek yapan yerleri keşfetmeye başladım. Vlog çekip kanalımda paylaşıyorum. İleriye dönük yurtdışı seyahatlerimi de çekip kanalımda paylaşmayı planlıyorum. Yeni lezzet duraklarını, farklı yorum ve mutfağa karşı farklı bakış açılarını paylaşmak çok keyifli oluyor benim için. Mutfağın sınırları yok. Bu yüzden ne kadar çok kültür tanırsanız, o kadar çok sofraya konuk olmuş olursunuz. Bu da beni işime karşı besleyen ve kamçılayan şahane bir duygu… İleride daha çok ziyaret ile birlikte olacağımızı müjdeleyebilirim.

Peki, bu şık sofranın sırrı nedir? Buram buram İtalya kokuyor…
Menüyü oluştururken mekânın ambiyansını esas tuttum. Her şeyin bir bütün olması, sofrayı daha büyülü kılıyor. Seletti İtalyan porselenlerinin Hybrid serisini kullanmak istedim. Şık bir sofra, damağa hitap ettiği kadar, göze de etmeli diye düşünüyorum. Doğal dokunuşları da çok sevdiğimden keten peçeteler kullanmak istedim. Cafe Misk’in hazırladığı çiçek aranjmanları da, masamı tamamlayıcı kıldı. Rengarenk bir masada sizlerle sohbet etmek ise, paha biçilemez.

Daha önce profesyonel bir şef ile mutfakta çekim yapmamıştım. Oldukça heyecanlıyım. Biraz tüyo verir misin tariften?

Limonlu tiramisu, oldukça fresh bir tatlı. Bir defa yaptıktan sonra elinin altında bu malzemeleri hep bulunduracaksın. Çünkü inanılmaz pratik.. Hadi o zaman mutfağa geçelim ve işe koyulalım. Ne dersin?

Menü 

Ananas Göbeğinde Garnitürlü Somon

Baby Enginarlı Zeytinli Spagetti

Şeftalili Semizotu Salatası

Limonlu Tiramisu

Tarif

Limonlu Tiramisu

Malzemeler:

  • ½ Bardak Şeker
  • ½ Bardak Su
  • 1 Yemek Kaşığı Limon Kabuğu
  • 1,5 Yemek Kaşığı Pudra Şekeri
  • 1 Yemek Kaşığı Limon Suyu
  • 1 Paket Labne
  • ½ Bardak Krema
  • 1 Çay Kaşığı Vanilya
  • 8 Adet Kedidili
  • Ahududu / Elma

Adımlar

  • Şeker, su, limon suyu ve limon kabuğunu tavada kaynatın ve ılınması için bekletin.
  • Labne, krema, pudra şekeri ve vanilyayı çırparak kremanızı hazırlayın.
  • Kedidilllerini limonlu şerbette ıslatın.
  • Servis tabağına bir kat kedidili, bir kat krema, bir kat meyve ve tekrar bir kat kedidili, bir kat krema, biri kat meyve olacak şekilde dizin.
  • Kalan şerbeti üzerinden geçirip servis etmeden önce buzdolabında 1 saat bekletin.