SANATIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜN BİZE HEDİYESİ “FRİDA”

 

Geldiğin yer, aldığın güç… Karşılığıdır anne olmanın. Bayan değil, kadın olmanın. Diretsen de, kızsan da böyledir. Sonrasında yol senin, yolda karşına çıkanlar da. Eril ve dişil dengesinin yitirildiği bir çağda yaşıyorken; kadın olmak veya ülkemizde kadın olmaya çalışmak şüphesiz en zor, en kendiliğinden hal insanüstünde…

 

Bir varmış bir yokmuş tılsımıyla karşılayalım Mart ayını… 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü ressam, sürrealist, acılarla dolu, güçlü, cesur ve çok âşık Frida ile kutlayıp “Diken Kolye ve Sinekkuşu ile Otoportre” tablosunu kendimize hediye edelim. Tüm gerçekdışı kompozisyonları, sembolizmle yüklü resimlerine rağmen; o, kendisini hiçbir zaman sürrealist olarak görmedi. Kendi hayatını, ruhsal ve bedensel acılarını tüm gerçekliğiyle tuvale yansıttığını savunuyordu her zaman. Hayatı boyunca otuzdan fazla ameliyat geçirdi. Toplumsal hayatın direttiği kalıpları yıkan Frida, günü geldiğinde ilk kişisel sergisine, mahkûm olduğu yatağını sergi salonuna taşıtarak katılacak kadar kararlıydı. Yirminci yüzyılın popüler kültür ikonu haline gelen Kahlo, 6 Temmuz 1907’de, Meksika’nın güneyindeki Coyoacan’da, “La Casa Azul” isimli bir binada dünyaya geldi. Fakat o, doğum günü tarihini Meksika Devrimi’nin gerçekleştiği 7 Temmuz olarak kabul etti. Yarı Avrupalı yarı Kızılderili kökeni yüzünden Kahlo, kendini melez Meksikalı anlamına gelen “mestiza” olarak tanımlıyordu. Altı yaşında geçirdiği çocuk felci, sağ bacağında kalıcı bir sakatlık oluşmasına sebep oldu. Frida o günler için “bir gerçek varsa; o da, bedenime acının ilk kez o gün girmiş olduğudur” dedi. Bir bacağı diğerinden daha zayıf kaldı. Bu, onun “Tahta Bacak Frida” olarak anılmasına sebep oldu. Bu yüzden hayatı boyunca hep uzun etekler giydi. Hayata zor adımlarla başlayan Frida, 1926’da geçirdiği trafik kazası sonucu, hayata kronik acılarla devam etti ve iki sene boyunca yatağa bağımlı kaldı. Acılarla dolu iki sene sonunda ayağa kalktığında, artık bir ressam olarak yeniden adım attı. Yatağa bağlı kaldığı dönemde, yatağın üstüne kendisini görebilmek için ayna koydurdu ve ilk otoportrelerini aynaya bakarak yapmaya başlamış oldu. Bu otoportreler, daha sonra aklının ve kalbinin derinliklerinde yaşadığı acıları, aşklarını, geçirdiği trafik kazası sonucu hayata sarılmasını ve sanatın iyileştirici olduğunu bize kanıtlayacaktı. 1926 senesinde, ilk “otoportresi” ile tanıştı. Yaşadığı her şeyi tuvaline yansıtan Frida’nın resimleri, bir nevi otobiyografisi oldu. Kadın olmak, başkalaştırılmak ve daha nice sorunları sansürsüz, kendi üslubuyla resmetti.

 

Katıldığı bir davette, dönemin ünlü ressamı Diego Rivera ile tanıştı. En derin aşkı, acıyı, tüm duyguları Diego ile yaşadı. 1931 senesinde, evliliklerini resmettiği bir tablo yaptı. Bu tablo, San Francisco Kadın Ressamlar Topluluğu’nun yıllık sergisinde yer alan ilk tablosu oldu. 1939’da çift boşandı ancak kısa bir süre sonra tekrar birlikte olmaya başladılar. Ertesi yıl yeniden evlendiler ve Kahlo, “Diken Kolye ve Sinekkuşu ile Otoportre” resmini yaptı. Frida’nın tablolarının her biri, hayatından bir kesiti anlatırdı. Hayatı iniş çıkışlarla dolu olan Frida Kahlo’nun kişiliği, ilham vericiydi. Resimde kendini, hem kurban hem de her şeye gücü yeten bir kadın olarak vurguluyordu. Kullandığı canlı renkler ve abartılı yapraklar, Frida’nın Meksika halk sanatına duyduğu ilgiyi gösteriyordu. Meksikalılara özgü, geleneksel tarzda topladığı saçları, etnik kimliğini ve mestiza kökenlerini temsil ediyordu.

 

 

İlk bireysel sergisini New York’ta düzenledi. Bir eseri Louvre tarafından satın alınan Kahlo, ilk 20. Yüzyıl Meksika Ressamı unvanını aldı. 1943’te, La Esmeralda adlı bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başladı ve sağlık durumu kötüye gitmesine rağmen, ders vermeyi on yıl boyunca bırakmadı. Kendi toprakları olan Meksika’da ilk kişisel sergisini, maalesef ölmeden bir yıl önce açtı. O dönemde sağlığı kötüleşmişti. Yatakta vakit geçirmesi gerekirken, ilk sergisini kaçırmaya niyeti tabii ki yoktu ve yatağından çıkmaksızın kendini galeriye taşıttı. Kahlo’nun hayatı boyunca yaptığı 143 resmin 50’den fazlası, otoportredir. 13 Temmuz 1954’te, akciğer embolisi yüzünden, doğduğu evde hayata veda etti.