RÖPORTAJ | WILLIAM BRAND

 

Çok marjinal, yaratıcı, yenilikçi ama biraz da geçmişine bağlı… Bir metre uzağından bile işine verdiği önemi anlayabiliyorsunuz. Sektörde yerini sağlam adımlarla belirlemiş ve buna rağmen hala mütevazılığını koruyor, hala öğrenmeye devam ediyor. Türkiye’de temsilciliğini Tepta Aydınlatma’nın yaptığı William Brand tasarımları; minimal çizgide ama bir o kadar da görkemli gözüküyor. Tasarımlarının her birini büyük bir heyecan ile ortaya çıkaran William Brand ile tasarım süreci ve ortaya çıkardığı ürünleri hakkında konuştuk…

 

 

 

  • Kendinizi sanatçı olarak mı, tasarımcı olarak mı tanımlıyorsunuz? Sizce ikisinin arasında farklar var mı? Varsa nedir?

Ben sanat okulundan mezun oldum, tabii ki temelimde bu var. Yıllar sonra bu çizgi akıcılaştı. Bana göre esas nokta;  yaratmayı dilemek ve özgürlükle işlemeye dayanıyor.

  • Ne zamandan beri tasarım yapıyorsunuz? Bu alana ne zaman ilgi duymaya başladınız?

İlk anımsadığım an; elimde bir kalem var ve önümdeki kâğıtta, bu kalemle çizeceklerimin sonucunu gördüm. Hareket ve sonucun arasındaki bağlantının büyüsü hala ortadan kaybolmuyor. Büyümenin yanı sıra, sanat okuluna gitme tercihim uzun düşünülmüş bir karardı. Ailemde bunu yapan ilk kişiyim.

  • Tasarımlarınızı yaratırken ilham kaynaklarınız neler? Sizi ne besler?

Diğer insanlar enerjiyi nerden sağlıyorsa, benim de aynı. Doğanın ihtişamı ve harikalığı, yaşamlarımızda hissettiğimiz yakınlık, sevgi, güzel yapılmış bir müzikteki ton.

  • Modern mi? Klasik mi? Hangisine daha yakınsınız?

İkisinden birini seçmeyi reddediyorum. Biz aydınlatmalarımızı Fransa’nın en eski şatolarının birinde de kullanıyoruz, Tokyo’nun en çağdaş otelinde de. Bazen aynı ürünler bile kullanılıyor. Ben hayatı, eski form ve şekillere sokmayı seviyorum. Yani benim modern tasarımlarımda, klasik elementler bulmanızı amaçlıyorum.

  • En çok hangi malzemeleri tasarımlarınızda kullanmayı seviyorsunuz? Kristal, cam,çelik?

Ben, deneyimi seviyorum. Çeliği işlemeyi seviyorum, hala elimde kıvrımlarını hissediyorum. Bu sene, Ersa ve Louise koleksiyonu için camla çalışıyordum. Form ve renk tercihlerinde şaşırmak istedim. Kristal kullanıyorum fakat biraz modernleştirerek…  İhtişamını, parıltısını seviyorum ama doğru dengede kullanmayı tercih ediyorum.

  • Sizin ışık renginiz nedir? Sarı? Beyaz? Ürünleriniz dışarıdan biraz iddialı görünüyor. Yani teknik olarak, dışarıdan göründükleri kadar tutkulular mı?

Aydınlatmalara heykelimsi, artistik yaklaşmamıza rağmen, hepsinin mükemmel çalışmasını da önemsiyoruz. Işığın her zaman, gerektiğinden daha yüksek kaliteyi vermesi gerekir. Ama evet, bu doğru… İnsanlar bizim aydınlatmalarımızın, ilk önce artistik detaylarını görüyor.

  • Müşterilerinizin istekleri ve sizin üretmek istediğiniz ürün arasında çatışma yaşanırsa, kazanan hangi taraf olur? Çizginizin çok dışında bir tasarım yapmaya açık mısınız?

Olabilir, ender bir fırsat… Gerilim… Biz kendimizin güzel bulmadığı bir şeyi üretmiyoruz ve bu da, önerilere kibarca “hayır” dememize neden oluyor.  Yine de, karşı taraf mutlu olana kadar iletişimimizi kesmiyoruz.

  • En sevdiğiniz çalışma alanı neresi? Çalışmak için özel bir yeriniz var mı?

Atölyem. Ama ilk aşamada yalnız olmayı tercih ediyorum. Birkaç tane eskiz yaptıktan sonra, ilk modeli çıkartıyorum.

  • Sizin Türkiye’deki temsilciniz Tepta Aydınlatmaları. Bu işbirliği nasıl başladı?

Bir fuarda tanıştık ve hem arkadaşça hem de partner olarak birbirimize vurulduk. Ofislerinde bizim aydınlatmalarımızla bizim markanın çeşitliliğine ve kalitesine uygun bir şekilde,  bizimle iletişimi koparmadan bir butik açtılar. Dürüst olmak gerekirse, güçlü partnerlerin olmadığı sürece, pazarları yönetmek baya zor. Tepta ile çalıştığımız için çok şanslıyız.

  • Türkiye’de ürünlerinize olan ilgi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye, el yapımı ürünlerden anlayan ve bunu takdir eden ülkelerden biri… Türklerin kökenlerine bakınca, Osmanlı kültürü devreye giriyor diye düşünüyorum.

  • “Hollywood Icicles” adlı tasarımınızın sizin için ayrı bir yeri olmalı. Bu tasarımın özel bir hikâyesi var mı?

Aslında öyle. Gördüğünüz gibi en eski koleksiyonumuza dayanıyor; Hollywood. Birkaç yıl önce, İsviçre’den bir telefon almıştık. Arayan; ailesinin kış tatili için dağın zirvesine tatil köşkü yaptıran bir adamdı. Kardeşinde Hollywood koleksiyonunun olduğundan bahsetti ve köşkü için biraz değiştirilmiş ama benzer bir şey yapabilir miyiz diye sordu. Bu kardeşlik rekabeti, bize yeni koleksiyonumuzu verdi ve Hollywood Icicles (buz saçağı) doğdu.

  • Arts Utrecht Üniversitesi’nden mezun oldunuz. Hayatınızı nasıl etkiledi?

Sanat okulumda keyifli birçok alt dal vardı, mimarlıktan heykeltıraşlığa kadar. Bence insanlar çalışmalarıma baktığında da, sanatın DNA’mızın bir parçası olduğunun farkına varacaktır.

  • Sizce tasarımcı olmak bir yetenek mi yoksa öğrenilebilir mi?

Sırasıyla… Göze çarpan büyük bir bahçe yaratmayı düşünün. Başlamak için önce iyi bir toprağa ihtiyaç vardır. Ama sonrasında bahçenizde sayısız saatler harcarsınız…

 

 

 Merve Kocakıran