Röportaj | Murat Tavlı

Kalemiyle kalbimizin içine kadar işleyen kelimeler söyleyen bir yazar. Samimi ve içten oyunculuğu ile ekranlara çok yakışan yetenekli bir oyuncu. Söyleyecek sözleri çok. Hayatla ilgili büyük hedefleri var. Birbirinden güzel projeleri yolda. Hem sanatçı, hem oyuncu, hem bir entelektüel, hem de kelimelere dans ettiren müthiş bir yazar. Dördüncü kitabı raflardaki yerini aldı. “Gözyaşlarım İftiharla Sunar”. Murat Tavlı da iftiharla sunar, bu kitabı okumak şart.

Oyunculukla başladın, şimdi yazar oldun. Sahi nasıl girdin hayatımıza anlatır mısın?
Her şey, edebiyat öğretmenimin beni keşfetmesiyle oldu. Sınıfta taklit yaparken yakalandım ve kendimi okulun tiyatro kulübünde buldum. İlk sene çalıştığımız oyunu sahneleme zamanı geldiğinde, heyecandan adımı bile unutmuştum. Sonra sahneye çıktım ve o büyülü tozu ciğerlerime soludum. O gün bir karar verdim, “ben oyuncu olacağım”.  Bu kararı verdiğimde henüz 13 yaşındaydım. Her zaman hayallerimin peşinden soluklanmadan koştum. Duygusallığım her daim vardı. Belki de yengeç burcu olmamdan kaynaklanıyor. O yaşlarda, her ay bir kıza âşık olduğum için elime kalemi alıp yazmaya da başladım. Bir yere kadar dayandı satırlar, 2014 yılında sayfalar kitap oldu ve yazarlık kariyerim başladı.

Ödüllü bir oyuncusun, bugüne kadar kaç tiyatro oyunun oldu?
10’dan fazla oyunda rol aldım. Rol aldığım bazı oyunları yazma fırsatım da oldu. 3 sene kabare yaptım. Her hafta yeni skeçler yazıp sahneye çıkıyordum. Ödüle layık göründüysem ne mutlu bana…

Müjdat Gezen Sanat Merkezi sana ne kattı?
Mesleki olarak disiplinim her daim vardı ama azim ve tutkuyu oradaki üstatlarımdan öğrendim. Usta-çırak ilişkisinin, ilmik ilmik işlendiği bir yuva orası.

Televizyonda neler yaptın bugüne kadar?
Birçok dizide ve reklam filmlerinde yer aldım. En son Fox TV’de, No:309 dizisinde, Samet karakteriyle seyircinin karşısına çıktım. Samet, benim çok sevdiğim, aynı zamanda da saflığını ve aşkını delice kıskandığım bir karakterdi. İzleyenler tarafından her zaman tebessümle hatırlanan bir adam oldu. Belki de kendi hayalimdeki aşkı, ben Samet’e yaşattım. Çok isterdim onun gibi aşkımın peşinden koşmayı, âşık olduğum gözlerle çarpışınca elimin ayağımın birbirine dolanmasını. Ama olmadı. Ben, sadece içime atıp sayfalarla itiraf ettim çaresizliğimi.

Sinema-dizi-tiyatro senin sıralaman nedir?
Tiyatro, sinema, dizi.

En son hangi oyunla seyircinin karşısındaydın? Şu an hangi oyunu oynuyorsunuz?
Tiyatroname Esatgil Oyuncuları tarafından 2017 yılında sahneye konan “CAN ERİK” adlı oyunda, Can Erik karakterini canlandırıyorum. Rahatlığı ve yüzsüzlüğü ile can sıkan ama her şeye rağmen seyircinin kahkahalarını salonda çınlatan bir adam. Açıkçası, kendisine ben de uyuz oluyorum ama oynaması çok keyifli. Tabii bu kadar sevilen bir karakter olmasında, yönetmenimiz Nami Esatgil’in payı büyük.

Oyunculuk dışında, yazarlık kariyerin de var. Senaryolar da yazıyor musun?
Aslında kendime ait, uzun metraj bir sinema filmi senaryom var. Bir gün, kendi hayallerime ortak edebileceğim bir yol arkadaşı ile tanışırsam, beyaz perdeye aktarılmasını isterim. Yalnız şöyle bir durum da var. Oyuncu olmamdan dolayı, benim kitaplarımın hepsi sinematografi bilgisiyle yazılmış kitaplar ve okurlarım bir kitap okumaktan ziyade bir film izlediklerini ifade ediyorlar. Hepsi, çok kolay bir şekilde beyaz perdeye aktarılabilir.

Yazarlığa nasıl başladın, nasıl keşfettin kelimelerle oynamayı?
Kendimi bildim bileli farkındalığı ve duygusal zekâsı yüksek olan bir çocuktum. Mesela 5 yaşındayken ailemle birlikte gittiğim restoranda, benimle aynı yaşta selpak satan bir çocuk vardı. Garsonlar çocuğu kolundan sertçe tutup dışarı çıkardılar diye, o gece, o restoranda yemek yemedim. Babam görevlilere çıkıştı ve o çocuk masamıza geldi. O geldiğinde, yemek yemeye ikna oldum. Kitap yazabilmek için bir derdinin olması gerekiyor. Dertten kastım “sevgilimden ayrıldım, işimden kovuldum” değil, daha fazlası. Doğruları haykırma isteği, sistemi, bakış açılarını değiştirebileceğine inanmaktan bahsediyorum. Geçen sene evimi taşırken, 15 yaşında yazmış olduğum şiirleri buldum. O yaşta ne yaşadım bilmiyorum ama defterde yazanlar hem tebessüm ettirdi hem de düşündürdü. “Sen gittin ben kalakaldım, derbeder oldum her gece yandım. Gözlerimde yaş var sandılar, ben teri kana kattım.”

Bugüne kadar kaç kitap yazdın?
Hanfendi Bi’ Bakar Mısınız?, Bu Yalnızlık Bana Fazla Bölüşelim mi?, Kuytu ve Gözyaşlarım İftiharla Sunar olmak üzere, her satırına, her noktasına kefil olduğum 4 kitabım var.

En son kitabın ne zaman çıktı, ne anlattın kitabında?
Daha çok bebek, 2018 Şubat ayının ortasında “Gözyaşlarım İftiharla Sunar” çıktı. Bu zamana kadar yazdığım kitaplar arasında en cesur olduğum, başka karakterleri kurgulamadan kendi hayal kırıklıklarımı yazdığım, yazarken geçmişe, yaşadıklarıma döndüğüm bir kitap. Oysa ne çok kırılmış, ne çok üzülmüşüm de, haberim yokmuş. Bu kitabı yazarken, hepsi bir bir ortaya çıktı ve psikolojik açıdan gerçekten de sarsıldım. Sahibine teslim edemediğim cümleleri yazdım. Ben, hep anlatmak istedim anlamadılar. Anlatamayacağımı anlayınca yazmayı seçtim.

Aşk senin için nedir, nasıl tanımlarsın? Ya sevgi?
Aşk, iki kişiyle yaşanabilecek bir kavram değildir. Bireyseldir aşk. Birinin sevgisi diğerine fazla, diğerinin sevgisi diğerine elbet az kalacaktır. O yüzden en güzeli, platonik olanıdır. Bazı insanları hayallerinde tanımak, orada yaşatmak onu mükemmelleştirir. Hayatına girdiğinde, ona yakıştıramadığın yüzlerin, onda can bulduğuna şahit olduğunda her şey sonlanır. İnsanlar, bu tüketim çağında “seni seviyorum” cümlesini bile “ben de seni seviyorum” duymak için kuruyor. Durum böyle olunca da soruyor insan kendine, sorguluyor. Hangi aşk? Sevgi konusuna gelirsek; daha güvenli, daha garanti olan duygu diyebilirim. Sadece karşı cins ile sınırlandırma yüreğini. Tabiata bak, sokaktaki bir hayvanla göz göze gel, bir kedinin umarsız tavrına âşık ol. En zararsızı onlar…

Senin kalbini çalan biri var mı bu aralar?
Kalbimi çalan biri çok uzun zamandır yok. Ama belki bir gün tanışırız diye, ona en son çıkan kitabımda bir mektup yazdım. Onu ne kadar özlediğimi ve onunla kurduğum hayalleri bir bir sıraladım. Bir gün cennetin kokusunu bir kundağa sarıp kucağıma vermesini ne kadar istediğimi haykırdım. Bul beni artık…

Olmak istediğin adam olduğunu düşünüyor musun?
Kesinlikle hayır. Ben her zaman, otokontrolü çok yüksek bir adam oldum. Haykırmak istediğimi, kızgınlıklarımı, kırgınlıklarımı hep tebessümle sakladım ve bu, beni çok yordu. Mesleki anlamda olmak istediğim yerdeyim ama Murat Tavlı değil de, Murat olarak kendime baktığımda; sanırım ben de herkes gibi korkağım.

Hayatla ilgili aklına gelen ilk cümle nedir?
Para biriktirme, insan biriktir. Hayat seni harcarken sermayen olsun.

En son okuduğun kitap ve izlediğin film veya dizi hangisi?
Christopher Nolan’ın harika eseri Dunkirk. Muhteşem bir filmdi gerçekten. National Geographic’in yapımcılığını üstlendiği Genius dizisine takıldım bu aralar. En son okuduğum kitap ise; Ben Mikaelsen’den Petey.

Sosyal bir adam mısın?
Sosyal bir adamım ama yeniliklere çok açık bir adam olduğum söylenemez. Hala çocukluk arkadaşlarımla beraber vakit geçiriyorum. Kendi sektörlerimden çok fazla arkadaşım yok. Çünkü arkadaşlık kavramının içinin boşaltıldığı sektörlerde faaliyet gösteriyorum.

Kendi filmini yazıp yönetmek gibi bir düşüncen var mı?
Ben liyakate çok önem veririm. Ben yazayım, ben oynayayım ve ben yöneteyim diye bir inadım olmaz. Oynama ve yazma konusunda kendime güveniyorum ama yönetmenlik anlamında o kadar iddialı olmam hadsizlik olur. Eğer bir gün hayal ettiğim dünyayı seyirciyle tam anlamıyla bütünleştirebileceğime inanırsam; o koltuğa otururum. Yoksa, o koltuğun yanında ayakta dikilmek de benim için bir onurdur.

En sevdiğin şair ve en sevdiğin dizeleri nedir?
Ben Cemal Süreya hayranıyım; Üvercinka… “Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız. Birden nasıl oluyor, sen yüreğimi elliyorsun. Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor? Bütün kara parçalarında Afrika dâhil…”

Büyüdüğünü hissediyor musun?
Son kitabım, insanın kendine duyduğu hasreti ve aşkı anlatıyor. Bu kitapta, bu konuya fazlasıyla yer verdim. Büyüdük mü, yoksa her duygu değişimini sahtekârca büyümeye mi bağladık? Gerçeklerden mi kaçıyoruz? İnsan sadece yaş alıyor. Ama öyle olaylar yaşıyoruz ki; büyümek için 365 güne ihtiyaç duymuyoruz, bir gün bile yetiyor yaşlanmaya. Evet, büyüdüm. Büyüdükçe ezildim ve mutsuzluk hırkasının içinde üşüdüm. Kitaptan bir örnek vermek gerekirse; ‘’Büyümem konusunda, üzerimde annem kadar emeği olan herkese teşekkür ederim!’’

Büyük bir kitle tarafından izleniyor ve okunuyorsun. İmza günlerinde ve söyleşilerinde yüzlerce kişi oluyor. Seni sevenlere son olarak ne söylemek istersin?
Beni takip eden, her yaptığım işin arkasında dağ gibi duran ve benimle birlikte bu zorlu yolu yürüyen herkese sonsuz teşekkür ederim. Onlar benimle olduğu müddetçe, ben onlara tercüman olmaya, onları ekran başında güldürmeye devam edeceğim. Herkese selamlar…