Red Bull Türkiye Satış Direktörü ‘Tuncay Nazlıoğlu’ ile Röportajımız Ekim Sayımızda!

“Bizde iş yaparken projeler değil dostluklar önceliklidir” sözlerini belki de asla unutamayacağımız Tuncay Nazlıoğlu ile röportaj yapma şansımız oldu. Aslında buna bir röportaj demek pek de doğru olmaz. Amacımız, içinde bizim de bulunduğumuz birçok gencin faydalanabileceği bir içerik yaratmaktı. İçeriğe kolaylıkla ulaşılabilen, ancak doğru ve değerli içeriğin bir o kadar zor bulunduğu bugünlerde, hedefimiz farklı bir pencereden bakılmasını sağlamaktı. Tuncay Nazlıoğlu; Red Bull Türkiye Satış Direktörü… Ancak o, tüm bu mesleki kimliğinin dışında, Kapalıçarşı yıllarında annesine söz verdiği gibi, elinden gelen herkese yardım etmeye çalışan etkileyici ve duyarlı kişi. Kapalıçarşı’dan Harvard’a uzanan ve ileride başka isimleri de dahil edebileceğimiz bir içerik serüvenine, bu röportaj ile ilk adımımızı atıyoruz. İleride dijital mecralarda ve yazılı basında devam edecek bu serüvenin bir parçası olduğumuz için çok heyecanlıyız. Lafı uzatmadan, sizi bu keyifli röportaj ile baş başa bırakıyoruz.

Başarı hikâyelerinde her zaman bir başlangıç vardır. Siz de, bu başarı yolculuğunuzda “Kapalıçarşı’nın” önemli bir yeri olduğunu düşünüyor musunuz?

Bazen soranlara Kapalıçarşı Üniversitesi’nden mezunum diyorum. Çünkü çarşı bir kültür, bir hayat, büyük bir okuldur. Bizde aile geleneğidir küçük yaşlardan itibaren sanat öğrenmek. Tabii ben el sanatlarında şanslı olduğumu düşünmüyorum ki sözlü sanatlarda ilerledim. Sat, pazarla, ikna et… Babamın beni Kapalıçarşı’ya götürüp aile dostumuz Avedis Kendir ile tanıştırdığı ilk günü hala hatırlıyorum. İlk adım attığım anda, şu an dünyanın en başarılı mücevher ustası olarak gösterilen Ustam Avedis Kendir ile tanıştım. 10’lu yaşlarda, satış ve pazarlamanın kitaplarda yazmayan tüm sırlarını ve designthinking modelini, fark etmeden, güdüsel olarak kendime kodlayarak öğrendim. O günden beri satıyorum. O dönemlerde yaşıtlarım bisiklete binip lunaparklarda oynarken, ben şikâyet ederdim içimden babama. Tüm bunların, şimdi geldiğim noktayı temellendirdiğini ve bana mücadele ruhu kazandırdığını anlıyorum. Diğer bir taraftan; Kapalıçarşı bir satış okuludur. O dönemlerde birçok global firmanın üst düzey yöneticisi, eğitim için çarşıya gönderilirdi. Geçtiğimiz yıllarda, Ford’un global satın almadan sorumlu Başkan Yardımcısı Thai-Tang, satın alma ekibini topladı ve o tarihi konuşmayı yaptı… 700 YILLIK TİCARET! Thai-Tang, tüm ekiple yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Hayatınızda hiç, İstanbul’a gidip Kapalıçarşı’da alışveriş yaptınız mı? Orada 10 yaşındaki bir çocuk, yanınıza gelip 6 farklı dilde öyle bir satış yapıyor ki, inanamazsınız.
Bu çocuklar, 700 yıllık ticaret rotasının kesiştiği yerde bu işi yapıyorlar. Biz bir malı, onların aldığı fiyattan daha ucuza alabileceğimizi nasıl düşünüyoruz ki? Bu yüzden, biz en doğru işi yapıp en ucuz fiyata ürün aldığımızı düşünmeyelim. Gidip bu işi, daha ucuz ve daha farklı nasıl yapıyorlar, onlardan öğrenelim. Bu, bizim için önemli bir ders.” Diğer bir taraftan, Eataly henüz açılmadan kurucusu Oscar Farinetti, 1997’de Kapalıçarşı’yı ziyaret ettiğinde çok etkilendiğini ve oradan esinlenerek ilk Eataly konseptinin, İstanbul’da, zihninde oluşmaya başladığını anlatıyor. Sonuç olarak satışın tüm incelikleri, farklı kültürlerden insanları okumak ve her kültürle müzakere etmek, 10’lu yaşlardan itibaren beni hayata hazırladı. Genelde insanlar okulda öğrenir, sahada pratik yapar. Ben ise tam tersini yaptım.

Babanızı genç yaşta kaybetmeniz hayatınızı nasıl etkiledi?

Orhan Pamuk’un bir cümlesidir; “her erkeğin ölümü, babasının ölümüyle başlar”. Babasını kaybeden ve bu kayıpla beraber hayata yeniden doğarak başlayan erkek, artık tüm misyon ve sorumluluğun ona ait olduğunu bilir. Tabii ki her kayıp zor… Ancak bu kayıpları hayatınızın hangi döneminde yaşadığınız, belirleyici oluyor ilerisi için… Küçük yaş, ergenlik, yetişkinlik, bu dönemler kendi içlerinde kırılıyor. Ben 13 yaşında kaybettim ve kimseden bir yardım almadan, ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Anneme su sözü verdim; “eğer bir gün başarılı olursam, elimden geldiğince herkese yardım edeceğim…”

Belki biraz Hollywood etkisi ancak Harvard School öğrencisi olduğunuz için sizden dinlemek istiyoruz. Harvard gerçekten de ulaşılması bu kadar zor bir hayal mi?

Harvard için kriterler gerçekten çok farklı. Evet, ders ortalamanızın yüksek olması önemli. Fakat asıl önemli olan; hayat için, insanlar için ne yaptığınız ve ne yapmak istediğiniz…

Hayatta sizi farklılaştıran, hayatınıza anlam veren ve yön katan parçalar da birbirini tamamlamalı.

Harvard School kapılarını bize biraz açar mısınız?

Öncelikle Harvard hocaları ve dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanlarıyla bir arada olmak, Harvard salonlarında panele katılmak, konferans vermek, keyifli bir olay. Ama çok daha onur verici olanı; o havayı teneffüs etmek, ayrıntıları yakalamak, onları bir numara yapan değerleri görmek, konuşmak, kritik etmek ve hayat boyu iletişimde kalacağınız tüm dünyadan dostluklar kurmak… Harvard aslında Ivy League olarak bilinen doğu Amerika’nın sekiz seçkin üniversitesinin oluşturduğu bir grubun içindedir. Bu üniversiteler girmesi oldukça zor, akademik olarak son derece rekabetçi ve çoğunlukla elit kesimin çocuklarının gittiği eğitim kurumları olarak kabul edilse de; sizi bu hayallerinize yakınlaştıracak en önemli oluşum, azminiz ve bu yoldaki başarıya koşan çalışmalarınız.

Birlikte derse girdiğiniz en ilginç isimler kimlerdi? Başınıza gelen en ilginç olayı anlatır mısınız?

İsimleri şu an hatırlamasam da; generaller, üst düzey devlet yöneticiler, konsoloslar, büyükelçiler, Facebook, Google vb dünya devi şirketlerin ileri gelen yöneticileri vardı. Başıma gelen en ilginç olaysa; mezuniyet gecesinde, beklemediğim bir anda, Harvard Facultyclub’a konuşmacı olarak davet edilmemdi.

RedBull, bugüne kadar müzik ve alternatif sporlar ile özdeşleşti. Önümüzdeki yıllarda, yol haritasında yeni bir alan var mı?

RedBull, bugüne kadar müzik ve alternatif sporlarla özdeşleşse de; artık girişimcilik, e-spor, sosyal inovasyon alanlarında da var olacak.

Birini işe alırken sorduğunuz ilk üç soru?

Kendime sorduğum ilk 3 soru; “İleride bu kişinin başarısına hayranlık duyacak mıyım?”, “Ait olduğu takımın performansını yukarıya çekecek mi?”, “Bir gün benim yerime geçmeye aday mı?”… Kişiye sorduğum ilk soru; öncelikle hayalleri… Başarının tanımı nedir, son okuduğu 3 kitap ve içerikleri…

Ekşi sözlükte özellikle iki yönünüzle tanınıyorsunuz. Biri genç yaşta geldiğiniz başarılı konum, diğeri ise Linkedin paylaşımlarınız…

Elimden geldiğince büyük kitlelere ulaşıp deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Ve mümkün mertebe, oldukça fazla insanın hayatını değiştirmesine destek olmak istiyorum.

Sizce gençlere tavsiye vermek için sosyal medya yeterli bir mecra mı?

Bence içinden geçtiğimiz yıllar adına oldukça verimli.

Çok kitap okuduğunuzu biliyoruz. İlk okuduğunuz kitabı hatırlıyor musunuz?

Tabii ki her genç gibi okumaya Teksas ve Tommiks serileriyle başladım. Fakat bir öneri verecek olursak; kişisel gelişim anlamında ilk okuduğum kitap “ATLAS SHRUGGED”.

Kitap yazma hayaliniz var mı? Yazsaydınız bu ne ile ilgili olurdu?

Üzerinde uzun süredir çalıştığım ve yarıladığım bir projem var bu kitabın ülkemdeki tüm isteyen genç arkadaşlarıma başarı yolunda ışık tutmalarını istiyorum.

Komedi, aksiyon, dram, gerilim… Hayatınız bir film olsaydı konusu bunlardan hangisi olurdu?

Aksiyon.

Çok işten bahsettik. Birazda iş dışındaki sizi tanımak isteriz. Aile yaşantınızı ve iş hayatınızı bir kenara koyarsak Tuncay Nazlıoğlu sosyal yaşantısında nelerden hoşlanır?

Hayatımın her alanında olduğu gibi Sosyal hayatımın da merkezine yine insanları koyuyorum sosyal hayatımda beslendiğim, farklı disiplinlerle uğraşan arkadaşlarımla zaman geçirmeye çalışıyorum. Aynı zamanda Amerika’da tahsilimin devam ettiği yıllardan kalma sıkı bir New England Patriots fanıyım.

20 yaşınıza geri dönseydiniz kendinize ne söylerdiniz?

İlk iş olarak Bir Mentor bul!

Röportaj: Erim Can Kalkan & Merve Kocakıran