ÖZLEN ÇOPUROĞLU : EV KOKUSU

ÖZLEN ÇOPUROĞLU

Röportaj: Tuğçe Türek

‘Özlen ben, Lara ve Ali’nin annesi, Nilüfer’in kızı, Ertuğ’nun eşi…’ ve ses getiren Ev Kokusu kitaplarının yazarı. Öyle içten ve doğru bir kalemi var ki okuduklarınız sizi sakinleştiriyor. Yazarlığa başlama hikayesi ise bambaşka. Sizi sizden dinlemek en doğrusu.

cevizli_peynirli_salata

Öyle bir yazı diliniz var ki etkilenmemek mümkün değil doğrusu. Nasıl başladı yazı yazma serüveniniz?
Aynı evin içinde annemle mektuplaşmaya başlayarak başladı benim yazı yazma serüvenim. Birbirimizi kırmamak, incitmemek için yazmaya başladığımız mektuplardan ibaretti aslında yazıya döktüklerimiz, ama bir yandan da hayatın içinde mış gibi yapamadıklarımız vardı, onlar hep vardı. Zor bir şey bunu yapmak, arafta yaşamak gibi, söz uçar yazı kalır misali. Söz acıtıyor ama en azından zamanla uçup gidiyor, yazı öyle değil, acısı kanatıyor, tatlısı ise hep başınızı okşayan cinsten oluyor. Öyle başladı işte benimde hikayem, kendiliğinden, ne olduğunu anlamadan, kalem elime kendi geldi, sonra hiç gitmedi. Şimdi onsuz bilmiyorum nasıl hayat, dilsiz gibi olur benim için yazmamak.

Hayatınızdan birileri giderken size çok güzel emanetler bırakmış aslında. “Anne bak, kızıma ne yazdım” diyerek kaybettiğiniz Ev Kokusu’nun birinci kitabı nasıl bir deneyim oldu?
Ev kokusu adı aslında başlı başına bir hikaye zaten, benim değil, benim gibi herkesin hayatının özeti olduğuna yürekten inandığım bir duygu ve koku… ‘Anne bak kızıma ne yazdım’ ise ayağıma yere sağlam bastığım ve hala var olduğumun kanıtıydı o sıralar… Onun bana yazdığı gibi, bende yazmaya başlamıştım, yas dönemini derin ve çok uzun yaşadım ben, kabullenişim ve vedalaşmam aslında çok kolay olmuştu. Annemi kaybetmeden çok önce halletmiştim ben onu, vedalaşamadığım ve geride bırakamadığım öfkem ve kızgınlıklarımda, insansın, canın çok acıyor ya da canının canını acıttıklarında senin canın acıyor ben bu ailevi meseleleri bir nevi girdap rüzgarına benzetirim hiç durmaz nesiller boyunca, filmlerde olur sanılır ama gerçektir. Durdurmanın tek yolu var bence oyuncu olmamak için oyundan çıkacaksın, bende öyle yaptım, en yakınımdan, en uzağa oyundan çıktım. Ev kokusuna ve aileye bu kadar düşkün olup, aile bağlarını soyadına kadar koparan tek kişi benim sanıyordum, değilmişim. Babamın soyağacından çıkmak için hukuki görüşmeleri yaparken aynı dönem Elif Şafak’ın da benim gibi babasının soyadını kullanmak istemediğini ve aynı hukuk mücadelesini verdiğini emsal göstermişti avukatım, o sıralar anladım ki bir tek bana olmuyor, çokta acayip bir durum değil demek ki. Evet acayip ama sadece bana değil, alışıyorsun zamanla, artık hiçbir şey acayip değil ya… En üzücü değişimdir zaten hayatımda bu, acayip sandığım hiçbir şey ama hiçbir şey acayip değilmiş meğer. Evkokusu kitaplarımda her ikisinde de içinde okuduğunuz bütün bu güzel duyguları hem anne bak kızıma ne yazdım, hem de her şey aşktan okuduğunuz her satır içimdeki ben… Deneyimlediğim ve şahit olmadığım anlamına gelmiyor. Aksine bu gözün gördüğü bu kulağın duyduğu her şeye rağmen ben ‘evkokusu ‘ ve ‘herşeyaşktan’diyorum. Çünkü içimde bu var, yaşadığın deneyimlerin bu değerlerin yanlış olduğunu göstermez. Bu inanç sistemini sarsmaz, hayattaki en büyük hata bu, babamla ilişkimin olumsuzluğu baba kız ilişkilerine hiçe saymamı sağlamaz. Aksine baba kız ilişkisi nedir bilirim, dağ gibi dayanmaktır, şu anda kızımla babasının ilişkisinin güçlü bağı bana huzur veriyor, Allah zamansız ayırmasın kimseyi. Güven bu hayattaki en değerli iskelet, o varsa ayaktasınız, önce kendinize dayanacaksınız, sonra başkalarına. Anne bak kızıma ne yaptım, önce anneme, sonra kızıma, sonra da duymasını istediğim bir kaç kişiye duyurmak için yaptığım bir kitaptı. Allahın izniyle ol dedi oldu.

domates_corbası

6 yıllık tecrübelerinizle Ev Kokusu 2 kitabınızı çıkardınız şimdilerde. Bu kitabınızda ise tasavvufun izlerine de rastlamak mümkün. Bu kitabınızı yazarken ne gibi ayrıntıları göz önünde bulundurdunuz?
Ayrıntı yok, yollar vardı, yürüdüğüm ve hala da yürümekte olduğum, hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan yollar. Adı üstünde yol, sonu da olmayan, çünkü çıkmaz sokak değil, git gidebildiğin kadar, alabildiğince yürüyebiliyorsun, yeter ki iste… Bazen yoğun hissediyorsun, yapamayacak gibi, oturuyorsun kenarda, sonra diyorsun ki kalk silkelen, nedir bu miskinlik, yol işte, düşe, kalka, dön, dolaş, yollara koyuluyorsun. Sen bitiyorsun, yol bitmiyor, bazen öyle ki bir bakıyorsun, yine başlangıç noktasına gelmişsin, e ben buradan geçmiştim diyorsun, cevap gecikmeden geliyor; bir daha geçeceksin demek. İkincide, tekrar sormamayı öğreniyorsun, gerekirse beş kez geçiyorsun. Yollar sana alışıyor, sen yollara, gözün kapalı kaybolmayana kadar o yollara öğrenene kadar galiba… Bilmiyorum, hala iz sürüyorum. Tasavvuf kimsenin tekelinde değil. Hayat bir yolculuk her gün yeni bireyler öğreniyoruz, herkes her alanda yeni bir şeyler öğrenebilir. Ben tasavvufu seviyorum, kalemime yansıtmaktan da hoşlanıyorum ama biliyorum diyenlere de bir yere vardım diyenlere de şaşırıyorum. Yaşayan ve nefes alan bir tasavvufu anlamaya çalışıyorum. Eskilerden kalan kitap sayfaları aralarında kalan köhne bir öğreti olduğuna inanmıyorum. Bugüne uyarlayarak bugünün zamanına, bugünün hayatının içinde bugünün zorluklarında yaşayarak, deneyimleyerek yaşamaya çalışıyorum tasavvufu. Kendi deneyimimle, kendi yolculuğumla, kendi hayatımla, kendi yolumda.

Her evin kendine has kokusu vardır. Fakat siz kitabınızda anlattıklarınızla tüm evlerin kokusunu ortak bir yerde buluşturmuşsunuz aslında. Bunu başarmış olmanın hissi yerleşik olmanın verdiği his mi?
Dünyanın nerersinde olursan ol, evde olma hissi tektir, sevdiklerin nerdeyse evin orasıdır. Biz insanlar eşyalara fazla bağlanmışız. Halbuki; her şey geçici, evim sensin dediğin hikaye sevdiklerin ve inandıklarında başlıyor. İnancın, asla eşyalar olamaz…
Hot chocolate
Peki tariflerinize değinmek istersek, toplam kaç adet tarif yer alıyor ve herkesin rahatlıkla evinde uygulayabileceği türden yemekler mi?
90 basit tarif diyeceğim çünkü nimet dediğimiz şey aslında doğada bulunabilen her türlü şeyi içeriyor, özellikle bir tür ve nadide bulunan bir malzeme kullanmadım. Özel ölçüler, mutlak mikartlar yok tariflerimde. Aslında her şey herkesin isteğine göre, ölçüyü tadımıza göre makulü ile hayatın kıvamına göre tutturmak diye bir şey var bu hayatta. Sana tuzlu bana tatlı, sana yağlı bana yağsız… Herkesin keyfince, gönlünce, istediği miktarda, şef değilim ki ben, ne olmazsa olmazlarım var, ne de imkansızlarım var, sadece deneyimlerim, hepsi bu… Herkes gibi… Sıradan, öylesine…

Eminim ki hepsinin yeri ayrıdır sizde, ama en favorileriniz ve kendi evinizde en çok yaptığınız tarifler hangileri?
Bizim evde pişenler en çok ıspanak, anne köftesi, bulgur pilavı, kuru fasulye,etli biber dolması, mozaik pasta ve sütlaçtır. Oğlum kabuklu tatlı diyor fırın sütlaca, son zamanlarda ona başladık fırında sütlaca.

Nasıl peki satışlar, geri dönüşler, insanlarda uyandırdığınız izlenimler… İkincisini iyi ki yazmışım diyor musunuz şimdiden?
İnanılmaz.. Benim rakamlarla, sayılarla skorla işim yoktur, başarının kıstası değildir. Çünkü birlikte yolculuk ettiğim insanlar var benim bu ‘’anne bak kızıma ne yazdım’ sürecinde tanıştığım ‘herşeyaşktan’ sürecinde yol aldığım hatta bir o kadar daha çoğaldığım, acayip bir şey. Tarifi imkansız kaçında kitabım var, yok bir önemi. Önemli olan kesiştik öyle ya da böyle… Ne fark eder, buluştuk onların fikirleri, ne hissettikleri, burunlarındaki kokular, inanılmaz hikayeleri var. Kitabının arasında eski bir fotoğrafı imzalatanlar var, fotoğrafın önyüzünü çevirdim. Neye imza attığımı görmek için baktım, babası. Soramadım hayatta mı, değil mi diye. Gözleri doldu, içindeki sızıyı o kadar içimde hissettim ki, biliyorum çünkü o duyguyu, yedi boğum olur boğazı. Söz bitiyor işte o ara, ne adet kalıyor ne rakam. Hepsini adıyla, suretiyle, kokularıyla ve bana hissettikleriyle hatırlıyorum. Tek tek ve hiç unutmuyorum. O kadar çoğuz ki… Hepsi her şey aşktan, hepsi ev kokulu kadınlar…

Bu kitapta #herseyasktan vurgusu dikkatimi çekti. Bu hashtag altında gizemli bir şeyler yatıyor gibi…
Aşkta kimsenin tekelinde değil, aynı tasavvuf gibi. Herkesin gönlünün bileceği bir iş bu tasavvuf da aşk gibi, aşk da tasavvuf gibi. Kimse kimsenin anlayışını ve aşkını küçümseyemez, benim tasavvuftan ve herşeyaşktan anladığım budur. Artık ikisi de iç içe benim için, ilahi aşk bundan sonrası ötesi yok, berisi de yok, gerisi de. Yaradan bir başka bedeni ve ruhu nasip edince ve yaklaştırınca, ol deyince oluveriyor. Bana da eşimi nasip etmiş, iki çocuğumun babasını, onun da ötesi yok artık. Bundan sonrası diyorum ya ilahi aşk.

Chicken Kebabs with Lime and Chili

İleride çocuklarınızın mutfağında başköşede duracak bir kitap, harika bir anı. Planlarınız arasında üçüncü kitap veya başka projeler yer alıyor mu?
Bu kalem sanırım durmaz, kitap mı olur, kitaplar mı bilmem ama evkokusu dostluk var bir tane, kokusu burnumda tüten. Şekli şemali, tarifleri belli olan, bir de roman… O başka hikaye kapağı belli, içi, dışı, kabuğu, iç sayfaları, ön sözü ilk 78 sayfada…. Öyle öyle akıyor sayfalarsa kalemde. Hayatta, bir yazara sorulacak en son soru, kitap ne zaman bitiyor sorusudur. Canımı sıkan en sıkıcı soru, yakınlarım alışamadı sorunun manasızlığına, bende utanıyorum sorunun manasızlığını anlatmaya. Sabırla bekliyorum bu sorunun sorulmayacağına, ne yazıyorsun bu ara demelerini bekliyorum mesela. Ya da yazdığın bir şey var mı demelerini. Ama ne zaman bitiyor sorusu cevabını bilmediğim bir soru. Nasıl cevaplarım ki? Onlarda alışacaklar bende, aşkla….