Lavantanın başkenti Marsılya

IMG_20170328_154633

Burada her şey lavanta kokuyor!

 

Murat Güloğlu

 

Baharın en güzel ayı Mayıs. Mayıs’ın en güzel yaşandığı yerlerden biri kesinlikle Güney Fransa kıyıları. Her yer taptaze çiçek kokularıyla bezeli. Yeşilin, mavinin binbir tonu güneşin sapsarı, sıcacık ışığında dans ediyor. Dillere destan Marsilya kıyıları eşsiz Akdeniz sahil şeridi boyunca 70 km kıvrıla kıvrıla uzanıyor. Akdeniz Fiyordları olarak adlandırılan Calanques, yani kayalık koylar arasında yol almak cennetteymişsiniz hissi yaratıyor insana. Her şey muhteşem burada.

 

Güneşin parladığı şehir

Fransa’nın güneydeki bol güneşli, çok kültürlü kenti Marsilya burası. Yer gök lavanta tarlası tabii.  Güneş Akdeniz’in masmavi sularında yansıdıkça daha bir hayat doluyorsunuz. Mistral’le gelen Provence yöresine has güneşin bu doğal ışığı Cezanne, Braque, Dufy, Derain, Marquet gibi efsanevi ressamın ilham kaynağı olmuş. Bu hafta Fransa’nın Güneydoğu’sunda Provence-Alpes-Côte d’Azur Bölgesi’nin merkez kenti lavanta kokulu Marsilya’dayım. Dile kolay, 2 bin 600 yıllık geçmişi ile Kıta Avrupası’nın en eski şehri unvanına sahip.

IMG_20170328_135242

 

Çok kültürlü ve karmakarışık

Neşeli Fransız chansonlarıyla denize eşlik ederek yol alıyorum… Virajlar boyunca ilerledikçe harikulade yeşilliğin içine serpilmiş estetiği bol yapılar, kızıl kayalıkların arasına sıkışmış zeytinlikler görüyorum. Etkileyici tarihi, Kuzey Afrika kökenlilerin çoğunlukta olduğu karmakarışık, çok kültürlü nüfusu ile farklı bir Fransız kenti Marsilya. M.Ö. 6. yüzyılda Phokaia’lı (Foça’lı) denizciler tarafından kurulmuş. O zaman ki adı Massalia. Günümüzde Fransa’da ve Akdeniz’de birinci, Avrupa genelinde dördüncü limanı olarak gösteriliyor. Bu özelliğini M.Ö. 49 yılında Sezar’ın istilasından sonra Romalıların ticaret merkezi olunca almış aslında. Arap ve Galya gelenek ve tatları burada. Kozmopolit yapısı içinde Fransızların yanı sıra, Kuzey Afrika, İtalyan, Korsikalı, Ermeniler gibi farklı köklerden ve kültürlerden çok lisanlı bir topluluğa da kucak açmış. Yani denizciler ve göçmenlerin yanı sıra, sanatçı ve sanatçı ruhlu insanları da barındırıyor kent.

 

Her yer tarih kokuyor

St. Charles Garı Marsilya’nın her şeyi sayılabilir. Havaalanından indiğinizde tren ya da otobüsler sizi bu tarihi ve merkezi gara getiriyor. Şehrin içinde. Buradan birçok yere yürüyerek ulaşmanız mümkün. Boulevard d’Athenes Caddesi’ne adımını attığınızda şehre giriş yapıyorsunuz aslında. Buradaki merdivenler dikkat çekici. Tarihi taş merdivenlerin basamak sayısı 104. Bu eşsiz gar başta Marcel Pagnol’un filmleri olmak üzere birçok Fransız filmine de mekân olmuş. Kent merkezi olarak da ‘Le Vieux-Port’, yani ‘Eski Liman’a yürüme mesafesinde. Marsilya’nın tarihi cadde ve sokaklarına elbetteki yansımış. Birbirine bitişik apartmanların arasında yeni yapı hemen hemen hiç bulunmuyor.Klasik mimarisi dikkat çekici. Yüksek tavan, uzun pencereli evler… Yıkılmamış ve korunarak bugüne kadar gelebilmiş. 1481’de Fransız Krallığı’na dahil olmuş ama sakinlerinin liberal yanı tarih boyunca ağır basmış. 1795’te Fransa’nın milli marşı kabul edilen marş ‘La Marseillaise’ olarak bilinir. Deniz ürünleri zenginliğinin yanı sıra dünyanın en kaliteli kiremitleri burada üretiliyor. Bu arada kent, Fransa’nın en kalabalık varoşlarından birine sahip. Bu da ayrı bir zenginlik tabii.

IMG_20170327_185048

 

Monte Kristo Kontu’nun mekanı, Chateau d’If

Marsilya, sosyetik tatil beldeleri Cannes, Nice, St. Tropez’ye son derece yakın. Sosyetik ortamlara bu denli yakın olmasına rağmen, Marsilya pek onlar gibi değil. Herkesin değişik bir aksanı olduğu için Fransızcayı az veya aksanla konuşsanız bile kimse yadırgamıyor. Eski liman ‘Le Vieux-Port’dan ‘Château d’If’ adasına, ‘Port de Commerce’den de Korsika adasına günlük turlar düzenlenmekte. Meşhur Alexandre Dumas’nın romanı ‘Monte Kristo Kontu’yla üne kavuşan ‘Château d’If’ şehrin en güzel manzaralarından birine sahip. 1524 yılında Kral François tarafından inşa edilen bu şato, 17. yüzyılda devlet hapisanesine dönüştürülmüş.

 

Marsikya demek, Notre Dame de la Garde demek

Garde Tepesi’nde. Marsilya’nın neresinden bakarsanız görürsünüz. 15. yüzyılda gözlem yapmak için gidilen bir yer Garde Tepesi. Daha sonra 1864 yılında bu bazilika inşa edilmiş. Neo-Bizans örneği olan kilise, şehrin şüphesiz en ilgi çekici, hayranlık uyandıran turistik cazibelerinden biri. Kentin tamamına hakim. Ağustos ayında hacıların gittiğini de hatırlatayım. Girişte sizi dev Meryem Heykeli karşılıyor. Bazilikanın içi de dışı kadar son derece ilgi çekici.

 

Le Vieux-Port, Eski Liman Bölgesi

Marsilya’nın Akdeniz’le buluşan çok güzel ve oldukça elit limanı. 2400 yıldır liman olarak kullanılıyor. Bir marina görünümü de mevcut elbette. Restauran ve kafeler çevresinde sıralanmış durumda. La Canebière ise Marsilya’nın en meşhur caddesi diyebilirim. Yürüyerek gezip görebileceğiniz, hareketli mi hareketli büyük ve uzun bir cadde.

IMG_20170325_132048

 

Limanda ne yenir?

Limanın hemen kenarında yer alan Le Quai de 7eme Restaurant menüsü ve manzarasıyla son derece ilgi çekici. Akdeniz ve dünya mutfaklarının en seçkin yemeklerini tadabilirsiniz. Marsilya’ya özgü ağız tatları da menüde yer alıyor. Izgara etleri kesinlikle tavsiyemdir. Pazar bruncları da şehirde nam salmış.

IMG_20170328_154633

 

Bouillabaisse içmeden olmaz!

Marsilya ve çevresinin geleneksel yemeği diyebilirim. Bouillabaisse, safran ve domatesle tatlandırılan çorba diyebiliriz. İçerisinde çeşit çeşit balık ve isteğe göre konulan kimi deniz ürünleri mevcut.

 

Marsilya’nın ruhu burada, Quartier du Panier

Marsilya’nın en eşsiz bölgesi. Müthiş. Antik Yunanlılar Massala diyormuş. Dar, tarihi sokaklarını yürürken birden bire dönem değiştiriyorsunuz. Salaş ve otantik. Sanat galerileri, alternatif mağazalar, tasarım dükkanları burada. Grafitilerle bezeli duvarlar ise tam instagramlık. 20 yy’da İtalyan, Korsikalı, Cezayir’li denizcilerin yaşadığı bu bölge şimdi genç profesyoneller ve de sanatçılar, tasarımcılar ile bohem bir ruh taşıyor. Burada müzeye dönüştürülmüş Centre de la Vieille Charité’yi gezmek gerekiyor. Marsilya’nın en eski tarihine tanıklık ediyorsunuz. 3 katlı binanın ortada yer alan dikdörtgen avlusuna bakan kemerli balkon koridorları ile barınak gerçekten çok hoş bir mimariye sahip. Denize doğru yürüdükçe Cathedrale de la Major ya da Marsilya Katedrali’ni görüyorsunuz. Kentin en önemli yapılarından. Floransa’dasınız izlenimi uyandırıyor.

 

MuCEM, farklı bir müze

Avrupa’nın en ilgi çekici ve görülesi müzeleri arasında yer alan MuCEM 2013’te merhaba dedi. Açılımı, Avrupa ve Akdeniz Medeniyetleri Müzesi. Tasarımı son derece farklı. St. Jean Kalesi’ne komşu. Bu arada müzenin yapımına yaklaşık 200 milyon Euro harcanmış.

 

Düşler bahçesi, Palais Longchamp

Tam bir Fransız Bahçesi, Palais Longchamp. Marsilya’nın en güzel, en görülesi yerlerinden. 1869 yılında inşasına başlanmış ve 30 yıl sonra tamamlanabilmiş. Bölge zaten Güzel Sanatlar Müzesi olarak kullanılıyor ve içinde bir de hayvanat bahçesi bulunuyor. Bahçesinde çocukların koşuşturduğu muhteşem bir ortam.

 

Catalan Plajı

Marsilya’nın en güzel yerlerinden biri kuşkusuz Catalan yani Katalanlar Plajı. Yerel bir sahil olan Katalanlar Plajı, günün her saatinde yoğun ilgi görüyor. Kentin merkezinde, limandan birkaç yüz metre uzaklıkta bir yer. Akdeniz’in serin sularına bırakmak istiyorsan Catalan Plajı kaçmaz.

 

Nasıl Gidilir ?

Lavanta kenti Marsilya sadece kozmopolit yapısıyla değil gözalıcı güzellikteki çevresiyle de dikkat çekici. Pegasus Airlines da karşılıklı ekonomik seferleriyle son derece rahat ve keyifli bir uçuş gerçekleştirmekte. Bahar ve yaz aylarında seferlerin karşılıklı olarak arttırılacağı da gelen haberler arasında.