İspanyol Güneşi, Madrid

IMG_20170527_190035414_HDR

Bir başkentten fazlası

Madrid İspanya’nın başkenti ama nasıl bir başkent! Son derece dinamik, son derece çılgın, bir o kadar da sempatik. Şaşırtıcı güzelliğiyle baş döndürüyor adeta. Bir başkent olmasının çok daha ötesinde. Enerjisiyle, harika insanlarıyla, muhteşem cadde ve mekanlarıyla ve pek tabii ki eşsiz tarihiyle parlayan bir İspanyol güneşi Madrid.

 

Murat Güloğlu

 

Capcanlı, dipdiri, hızlı

Bir başkentin bu kadar canlı, heyecanlı ve coşkulu olacağını düşünememiştim. Kentin her tarafı enerji yüklü. Son derece pozitifler. Yemyeşil. Ve yapıları inanılmaz. Mahalleleri iç içe ve hepsi neredeyse düz ayak, yürüme mesafesinde. Burası İspanya’nın en büyük şehri aynı zamanda. Ayrıca Comunidad de Madrid olarak bilinen topluluğun da başkenti. Kültür ve sanat mirası tam bir zenginlik. Rakımı 650 metre civarında. Yazları sıcak elbette. Bunca güzelliği bünyesinde barındıran bu harika kenti gezmeniz içinse sadece yürümek ve yürümek yeterli.

IMG_20170525_150241841

 

Puerta del Sol, kentin herşeyi

Kentin sembol meydanı. Birçok yere olduğu gibi Plaza Mayor ’a da yürüme mesafesinde. Alanı yarı daire şeklinde. Günümüzdeki görünümünü ise 19. yüzyılın ortalarında edinmiş. Aktivitelerin, toplanmaların, buluşmaların birçoğu burada oluyor. Puerta del Sol’da birçok kafe, restoran, otel, bar mevcut olarak.  Ara sokakları da şahane. İlk metro istasyonu olması gibi özellikleriyle de şehrin önemli bir noktasındır. Puerta del Sol’de görülebilecek en önemli yer Casa de Correos Saat Kulesi. Kulenin alt kısmındaki plakada yazılı olan “kilometre cero” da sıfır noktası ile şehir merkezini gösteriyor. Elbette ki, Madrid şehir sembollerinden biri olan çilek ağacında yeşillik yiyen ayı heykeli El Oso y El Madrano heykeli de bu meydanda. Meydan tarihi olaylara da tanıklık etmiş: 1812 Anayasası’nın ilanı, 1873’te Birinci Cumhuriyet’in ilanı, devlet başkanı Franco’nun düşmanlarını meydanda yer alan bir binaya hapsetmiş olması gibi. Daha ne olsun!

 

 

 

Tarihin kalbi burada atıyor; Plaza Mayor

Göz kamaştırıcı Plaza Mayor, Madrid’in en ünlü yapı ve meydanlarından.  Puerta del Sol’e yürüme mesafesinde. Burası Habsburg dönenimde inşa edilmiş. Alan 129 x 94 metre ölçülerinde. 1620 yılında açılmış. Dönemin kralı ise III. Felipe. O dönemde açılan meydanda elbettekiFelipe’nin heykeli de bulunmakta. Bu eşsiz meydan üçgen şeklinde yapılmış, ancak son halini geçirdiği bir yangın sonucunda almış. İspanyol Sivil Savaşı sonrasında “Plaza Mayor” ismini kazanmış. Burası aslında 237 balkonlu 3 katlı bir yapının avlusu olarak da görülebilir. Meydan elbette ki turistik bir yer olması nedeniyle kafe, restoran açısından biraz pahalı. Fakat meydanda oturup tarih, mimari, kültürü izlemenin keyfi de bir başka tabii. Eğer meydan ve civarındaki restoranlarda bir şey yemek istiyorsanız Madrid mutfağının ünlü “calamarisandviç”ini denemenizi tavsiye ederim. Yaklaşık 50 bin kişi kapasiteli Plaza Mayor, devlet kutlamaları, oyunlar ve boğa güreşleri için kullanılmaktaymış. Ayrıca bu meydanda düzenlenen en önemli etkinlik Aziz San Isidro’nun aziz ilan edilişi olmuş.

 

Saray denilince… Madrid Kraliyet Sarayı (Palacio Real)

Madrid’in ya da İspanya’nın değil, Avrupa’nın en çok ziyaret edilen yapılarından biri burası. 18. yüzyılda yapılmış. Sarayın yapıldığı tepede bulunan Kraliyet Kalesi 18. yüzyılda yanmış ve onun yerine V. Felipe tarafından sarayın inşa edilmesi emri verilmiş. Madrid Kraliyet Sarayı mimarisinin yanı sıra eşsiz ve görkemli iç dekorasyonuyla da dikkat çekmekte. Saray, 1931 yılında XIII. Alfonso’nun tahttan çekilmesine kadar hükümdar ikametgahı olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde devlet törenleri için tahsis edilmekte ve hatta halka açık klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapmakta.  Kraliyet ikametgahı olarak ise Zarzeula Sarayı kullanılıyor. Bu arada bahçesi inanılmaz güzellikte. Sarayın etrafı Sabatini ve Campo del Moro Bahçeleri ile çevrili. Kraliyet Sarayı’nda sergi, giriş, III. Carlos, IV. Carlos Salonları ve Şapel Odaları bulunmakta. Mutlaka görmeniz gereken eser ve kısımlar arasında 19. yüzyılda yapılan görkemli yemek salonu, özel üretim porselenlerle kaplanan Porselen Salon, Rokoko Çin işleriyle bezeli olan Gasparini Salonu, III. Carlos taht dönemi havasının korunduğu Taht Salonu, seramik kavanozları ve şifalı otlarıyla meşhur eczane kısmı, ana kata çıkışın sağlandığı giriş holü, Plaza de Armas Meydanı bulunmakta.

Madrid’in kalbi, görkemli Prado Müzesi

1819 yılında neo-klasik bir bina olarak açıldı. El Paseo del Prado sokağındaki müze, adını bulunduğu yer olan “Prado”dan alıyor. Yapılış hikayesi İspanyol Kraliçesi’nin Paris Louvre Müzesi’ni ziyaret ederek oradan çok etkilenmesi üzerine başlamış. Günümüzde birçok değerli ve ünlü sanat eserleri ile İspanyol koleksiyonları da sergilenmekte. Prado Müzesi koleksiyonu yaklaşık 8600 tablo, 5000 çizim, 2000 oymabaskı, 1000 para ve madalya, değerli birçok heykel, mobilya, eşya barındırmakta. Eserler İspanyol, İtalyan, Flemenk ve Flaman, Fransız, Alman resmi gibi gruplara ayrılıyor. Çoğu İspanyol Kraliyet Ailesi tarafından toplanan eserlerin en ünlüleri arasında Valezquez’in “LasMeninas” ve “Bacchaus’un Zaferi”, El Greco’nun kendi cenazesini betimlediği “Çobanların Tapınması”, Rubens’in son yapıtlarından olan “Üç Güzeller”, çıplaklık tabusunun ele alındığı “Goya Koleksiyonu”, FraAngelico’nun “Meryem’e Müjde”si, ışık ve gölge etkisinin kullanımı ile dikkat çeken “Aziz Filipus’un Şehit Edilişi” bulunmaktadır. Bir de ek kısmı bulunmaktadır. Burası da RafaelMoneo tarafından tasarlanmış.

 

Görülmeye değer ReinaSofia Müzesi

İki cam asansör, binanın arka tarafı, geçici sergi salonları, kütüphane ve konferans salonu yapıya sonradan eklenmiş. Ev sahipliği yaptığı en ünlü eser Pablo Picasso’nun “Guernica” isimli eseridir ve 20. yüzyılın en ünlü resimlerinden olarak bilinir. Kraliçe Sofia Ulusal Sanat Merkezi Müzesi dört katlı. Sanat merkezinde görülebilecek diğer eserler arasında Picasso’nun reddettiği fakat daha sonra devletin sahip çıktığı “Mavili Kadın” resmi, Dali’nin “Cadaques Manzarası”, AlfonsoPonce de Leon imzalı “Kaza”, Sürrealit “Miro” resmi, Müze bünyesinde sanat eserleri üzerine yaklaşık 10.000 kitap ve 1000 kadar süreli yayını barındıran bir kütüphanenin de var olduğunu bilmenizi isterim.

 

Yemyeşil El Retiro Park

Ünlü ve son derece popüler parklardan biri, Parque del Retiro. IV. Felipe’nin sarayının bahçesinde yer alan bu parkın planlanması ve yapılması 17. yüzyıla kadar uzanır. Parkın tam orta yerinde El Estanque adı verilen büyük bir göl bulunuyor ve tekne ya da kano gezintileri için kullanılıyor. Gerçekten eşsiz bir görüntüsü var. Parkta görmeniz gereken eserlerden biri güneydoğu yönünde yer alan RicardoBellver imzalı “El AngelCaido” heykeli. Parque del Retiro içerisinde bir astronomik gözlemevi ve Palacio de Cristal ve Palacio de Velazquez isimli iki tane sanat sergisi bulunuyor. Park alanı içerisinde Teatro Casa de Vacas adında bir de tiyatro bulunmakta.

IMG_20170527_192434384_HDR

Madrid’te Manhattan esintisi, GranVia

Madrid’in ünlü ve işlek caddesi. Plaza de Alcala Meydanı ve Plaza de Espana arasında yer alıyor. Şehrin kalbinin attığı yerlerinden biri. Görkemli, müthiş yapılarla sarmalanmış. Caddede yüzlerce otel, kafe, restoran, bar ve mağaza bulunuyor. Birçok kitap ve filme de fon olmuş bulunuyor. Üç dönemde inşa edilen GranVia, tarihi içerisinde birkaç kez isim değişikliği yaşamış aslında. Caddenin inşasında modernizmdenneo-rokokoya kadar birçok mimari tarz kullanılmış. Biçimini ağırlıklı olarak da 20. Yüzyılda kazanmış.

Real Madrid’in mabedi Santiago Bernabeu Stadyumu

1947 yılında açıldı. 85 bin izleyici kapasitesi ile dünyanın en büyük stadyumlarından biri. Adını eski yöneticisi Santiago BernabeuYeste’den alıyor. 1957, 1969, 1980 Avrupa Kupa final maçları, 2010 UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı, 1964 Avrupa Ulusal Kupa ve 1982 FIFA Dünya Kupası maçları da burada oynanmış. Stadyumda maç izlemenin yanı sıra rehberli turlara katılmak ve stadyum içerisinde yer alan müzeyi gezmek mümkün. Zira müze kısmında Real Madrid futbol takımına ait eşyalar da sergileniyor. Ayrıca Real Madrid’in efsanevi geçmişi boyunca kazandığı tüm kupa ve ödülleri görebiliyorsunuz.

Boğa güreşi denilince LasVentas Arenası

Plaza de Toros de LasVentas, eskilerin boğa güreşi alanı. 1931 yılında inşa edildi. Aslına bakarsanız boğa güreşi burada doğdu da denebilir. Kapasitesi 25 bin. Fas mimarisi ile inşa edilen yapının inşasında seramik ağırlıklı kullanılmış. Güreşler San Isidro festivalinde her gün, yılın diğer zamanlarında her Pazar ve tatil günlerinde yapılmaktadır. San Isidro festivali 20 gün sürmektedir ve bu dönemde farklı güreş türleri sergilenmektedir. Ayrıca konser ve politik olaylar için de kullanılıyor. Yanında yer alan MuseoTauriono da ünlü matadorların portre, heykel ve kullandıkları ürünler görülmekte.

IMG_20170528_130041916

 

Bit pazarı denilince El Rastro Pazarı

Tam bir bit pazarı. 19. yüzyıldan kalma bu pazar, CalleEmbajadores ve Ronna de Toledo arasında kuruluyor ve ana caddenin yanı sıra ara sokaklara da yayılıyor. Alışverişin yanı sıra gezip görülecek yerlerden olan El Rastro’da bulunan antikacı dükkanlarında uygun fiyata değerli eşyalar bulmanız mümkün. El Rastro’nun kurulduğu mevkide görmeniz gereken yerlerin başında barok tarzında Iglesia de San Cayetano binası ve kadın işçilerin toplu sözleşme konusunda ödün vermemeleri ile tanınan Kraliyet Tütün Fabrikası geliyor.

 

Nerede Yenir ?

Ten ConTen : Modern Avrupa Mutfağı burada yerini buluyor. Ten Con Ten Madrid’in sevilen ve fazlaca rağbet gösterilen bir mekanı. Vegandosu aynı zamanda. Muhteşem ambiyansı ve kitlesi mekanımuhteşemleştirmiş. Başlangıçlar harika. Enginar rizotto ve soğan pilavı tavsiyemdir. Burada hem Türkiye’den hem Avrupa’dan çok sayıda tanıdık simayla karşılaşmanız da olası. Giriş bölümündeki geniş barda uzun saatler takılabilirsiniz. İlerideki alanlarda kütüphane ve bistro bölümünde daha resmi bir ortam sizi karşılıyor.

 

Bir başkentin bu kadar canlı, heyecanlı ve coşkulu olacağını düşünememiştim. Kentin her tarafı enerji yüklü. Son derece pozitifler. Yemyeşil. Bunca güzelliği bünyesinde barındıran bu harika kenti gezmeniz içinse sadece yürümek ve yürümek yeterli.