“İLKBAHAR”

Koskoca bir kış mevsimini, üşümeyi, kat kat giyinmeyi, yağmur botlarını, şömine ateşini, odunların çıtırtısını, kestaneyi, sıcak şarabı geride bıraktık. Şimdi ise; tüm renkleriyle, ihtişamıyla bahar ayı bizi karşılıyor. Doğanın kış uykusunu bitirip uyandığı, yenilendiği ve bize rengârenk meyveler, çiçekler hediye ettiği taptaze bahar günlerini yaşamak ümidiyle… Bahar mevsiminin başlangıcı olarak Nisan ayı kabulümüzse; Venüs gezegenini de teğet geçmemek gerekir. Nisan ayı demek; aynı zamanda milyonlarca boğanın Venüs komutasında Dünya’ya toslamasıdır. Uçakta da önce kendi kemerlerimizi bağladığımıza göre, başta kendimin ve tüm biricik boğaların doğum gününü kutluyorum. Ve bu ay da; canım Botticelli’nin resmin tam ortasına aşk, güzellik ve bereketin sembolü, nadide Venüs’ü kondurduğu, bahar çiçekleriyle donattığı “İLKBAHAR” tablosunu hediye ediyorum. 

Sandro Botticelli’nin başyapıtlarından olan, İtalyanca adıyla “La Primavera” yani “İlkbahar” isimli eseri, Rönesans dönemine defalarca hayranlık duymamızın sebebi olabilir. Botticelli, Rönesans sanatının gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Resimlerinde estetik, zarafet ve şiirsel bir anlatımın yanı sıra, çok figürlü tasvirlerine rağmen birlik ve uyum mevcuttur. Eserlerinde genellikle dini ve mitolojik konular görürüz. Hareketli kumaşlar, saçlar ve figürlerin duruşları, resimlerine coşku ve zarif bir dinamizm katar.

“İlkbahar” isimli eserinin, Medici ailesinden Lorenzo di Pierfrancesco’nun düğünü için ısmarlandığı rivayetler arasındadır. Resmin merkezinde, tüm güzelliğiyle bir kadın figürü vardır. Bu kadın, aşk ve güzellik tanrıçası Venüs’tür. Figürler, baharın gelişini ve baharın aşk ile bağlantısını simgeler. Figürlerin içinde yer aldığı portakal bahçesinin portakalları da, Rönesans döneminde zenginliği ifade eder ve Medici sembolüdür. Diğer figürler, simetrik olarak yerleştirilmiştir. Sağ tarafta, batı rüzgârının tanrısı kabul edilen Zephyrus vardır. Resimde sıcak tonlar baskın iken; Zephyrus gri tonlarıyla dikkat çekiyor. Sol tarafında Chloris, yani çiçeklerin tanrıçası Flora yer alır. Zephyrus’un şiddetine maruz kalan Flora’nın ağzından çıkan çiçek, şiddet karşısında attığı çığlık olarak nitelendirilir.

Eserin sol kısmında, Venüs’ün nedimeleri olan üç kadın figürü ise; “Üç Güzeller” olarak bilinen Aglaie, Euphrosyne ve Thalia’dır. Bu üç kadın figürü, ışıltı ve zarafeti temsil eder. Bir diğer taraftan; kırmızı kıyafeti, belindeki kılıcı ile Merkür göz kırpar. Venüs’ün hemen başının üstünde ise, aşk tanrısı Eros’u görürüz. Okunu, bir arada duran üç güzel kadına doğrultmuştur.

Sandro Botticelli, bu resimde birbirinden bağımsız duran ancak birbirleriyle bağlı dokuz mitolojik figür resmetmiştir. Eser, ahşap bir panel üzerine temperayla resmedilmiştir.

Simge Kansu

Sanatçı Profili

İtalyan ressam, asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan Sandro Botticelli, 1 Mart 1445’te Floransa’da doğar. Babası Mariano Filipepi, oğlunu bilinçli bir şekilde yetiştirir ve ona çıraklık adına her şeyi öğretir. Zamanla Sandro; desen, sanat ve geometri üzerine yoğunlaşmıştır. Küçük yaşlarda, ünlü ressamlardan ders almaya başlar. 1481 yılında, Papa IV. Sixtus tarafından özel bir davetle çağırılır ve diğer ünlü ressamlar ile birlikte Sistina Şapeli’nin süslemesinde birçok sahne resmeder. Her zaman güzelliğe ve estetiğe olan düşkünlüğünü, resimlerindeki ince, net çizgileriyle hissedebiliriz.

Dönemin diğer Floransalı ressamları gibi Botticelli de, Medici ailesi tarafından himaye altına alınmıştır. 1477-78 yılları arasında, başyapıtlarından kabul edilen “İlkbahar” tablosunu yapmıştır. Botticelli’nin bir diğer başyapıtı olan “Venüs’ün Doğuşu” ile birlikte, Floransa’daki Uffizi Galerisi’nde sergilenmektedir. 1500 senesinden sonra neredeyse hiç resim yapmayan Botticelli, 1510 yılında hayata veda etmiştir.