Bir Survivor Adası, Dominik Cumhuriyeti

Türkiye’yi ekranlara kilitleyen Survivor, bu sezona da merhaba dedi. Gözler uzunca bir süre televizyonlara, Survivor’a kilitlenecek. Malumunuz Dominik Cumhuriyeti de, bu yarışmanın ev sahibi. Ben de Dominik’e gittim ve caddesinde, sokağında, plajında nabız tuttum. Dominik Cumhuriyeti, Karayipler’de bir inci adeta. Karayipler’in tüm özelliğini taşıyor. Farklı bir tatil arayanlar için ideal. İşte bu ay, Tropikal iklimin hüküm sürdüğü, kartpostal güzelliğiyle bir hayli ilgi çeken gizemli Orta Amerika ülkesi Dominik’teyim.

Murat Güloğlu

Dominik tam bir tropikal ada
Tarihsel dokusu, müzeleri, arkeolojik alanları, adanın geçmişini gözler önüne seren yapılarıyla Dominik Cumhuriyeti, Karayipler’deki Hispanyola (La Isla Espanola) adasında yer alan bir ülke. Porto Riko’nun batısında, Küba ve Jamaika’nın doğusunda. Venezuela ile de deniz sınırı var. Adanın batıdaki komşusu da Haiti. Dominik tarihi, Haiti ile karşılıklı çekişmeler, zaman zaman yaşanan katliamlar, güçsüz anlarda İspanya’ya yakınlaşmalar, ardından 19. yüzyıl’da Amerikan güdümüne girilmesiyle darbeler ve akabinde kurulan hükümetler olarak özetlenebilir. Dominik, gezilecek yerleri bakımından bir hayli zengin. Kültürü son derece ilgi çekici,  manzarasal olarak inanılmaz, yaşantısı cezbedici. Deniz, kum, güneş tatili bakımından zengin olduğu gibi, kültürel bakımdan da oldukça verimli bir ülke. Adanın GSMYH oranı, yaklaşık 7 bin 500 dolar. Ancak gelir adaletsizliği, özellikle kent gettolarında ve kırsalda kendisini fazlasıyla gösteriyor. Birçok insan, günde sadece 2 dolarla geçinmek zorunda. Fakat buna rağmen yüzler gülüyor. Dans, her yerde. Kahkaha ya da Latin müzikleri bütün sokaklarda, caddelerde çınlıyor. Eğlenceye bir hayli düşkün olan Dominikliler, ülkelerine gelen misafirlere de son derece güler yüzlüler. Bence burası salsa, bachata ve chacha gibi hareketli dansları doya doya yaşamak, festival, eğlencenin tadına varabilmek için en ideal tatil bölgesi.

Cocoa pods from Samana, Dominican republic

Survivor denilince akla Las Terrenas gelir
Survivor ekibinin yerleşkesi diyebiliriz. Burası, Las Terrenas Bölgesi. Adanın en güzel ve en gelişmiş yerlerinden. Buraya geldiğinizde, daha önce sadece filmlerde görmüş olduğunuz, balta girmemiş ormanlar ve güzel öten kuşların gerçekliğine tanıklık edeceksiniz. Las Terrenas, yaklaşık 15 bin nüfuslu bir ilçe. Özellikle Survivor çekimlerinin bu bölgede yapılmasının ardından, ciddi bir gelişme de yaşanmış. Yarışma programının yapım ve teknik ekibi, buranın merkezinde yaşıyor. Bu da tabii, Las Terrenas sakinlerinin ciddi kazanç kapısı olmuş durumda. Geçtiğimiz yıllarda birkaç tane olan restoran bar sayısı, bu yıl bir hayli artmış. Tipik tropikal yapısıyla uyumlu caddede, kimi restoranlar boy gösteriyor. Merkezde takılacaksanız, buradaki restoran-cafelerde oturup hem yemek yiyebilir hem de okyanusun mavi, sıcak ve tehlikesiz sularına kendinizi bırakabilirsiniz. Bu restoranlar, akşam saatlerinden itibaren hayli coşkulu mekânlara dönüşüyor. Karayip ritimleri ve dans müziği eşliğinde coşarak kendinizden geçebilirsiniz.

Maceracılar da burada, tatilciler de
Dominik’i, en iyi ve en güzel fotoğraflar anlatır sanırım. Tropikal iklimin bütün nimetlerinden faydalanan bir yapısı var. İklim bir harika. Bulunduğum süre içinde, günde bir saat civarında yağmur yağdı ve yağış sonrası oluşan muhteşem tabloyu anlatmak gerçekten zor. Yeşil, her yerde sizi karşılıyor. Tabiri caizse; dağ, tepe, ova, dağlık, düzlük alanlar her yer yemyeşil. Cennetten köşe sayılan Dominik Adaları, dalış turları için de oldukça ideal. Şnorkelli ve tüplü dalışlar, rüzgâr sörfü gibi su sporlarına meraklı olan amatör ve profesyonel sporcular tarafından da rağbet görüyor. Burada plaj yaşamı, kültürel zenginliklerle birleştiğinden her şey doğal akışında gerçekleşiyor aslında. Porselen beyazı kumları, pırıltılı dalgaları ve tertemiz havası ile tamamen tropikal bir cennetten bahsediyorum. Havadan da bahsedersek; Dominik Cumhuriyeti hava durumu yıllık ortalama, iç kesimlerde 25 derecelerde seyrederken, kıyılarda 28-30 derece arasında değişiyor. Ağustos, sıcaklıkların en yüksek seviyelere ulaştığı dönemlerdir.

Samana Bölgesi’nin en güzeli, El Limon Şelalesi
Burada, at üstünde şelaleye yolculuk yapılıyor. El Limon Şelalesi’ni görmenizi ve şelale suyuna girmenizi özellikle öneririm. Şelale bölgesi, cangılın derinliklerinde kaldığı için yürüyerek gitmek neredeyse imkânsız. O yüzden de yöre insanının mihmandarlığında, at üstünde gidiliyor. Yaklaşık yarım saat süren bu yolculukta, kendinizi İndiana Jones gibi hissetmeniz olası. Nehirlerden geçip patikalardan tırmanırken, atınızla tam bir uyum içinde olmalısınız. Şelale ise gerçekten inanılmaz. Yaklaşık 50 metreden inen suların altında, kendinizi bambaşka hissediyorsunuz. Turistlerin yanı sıra, yöre halkı da bu doğa mucizesine sürekli tanıklık ediyor.

Çeşit çeşit palmiyeler burada
Samana’nın bir başka özelliği de; Dominik Cumhuriyeti’nin diğerlerine göre daha az bilinen plajlarının bu bölgede olması. Öte yandan, sanırım dünyanın en geniş palmiye ağaç çeşidi de Samana’da. Plajların her metresinde palmiye ağaçları var desem, yanlış söylemiş olmam. Palmiyeler son derece uzun ve kalem gibi dümdüz. Heybetli palmiye ağaçlarının gölgesinde, ananas ya da hindistan cevizi suyunuzu büyük bir iştahla yudumlayabilirsiniz.

Kolomb’un ilk keşfi, başkent Santo Domingo
Santo Domingo, Dominik Cumhuriyeti’nin başkenti. Burası, UNESCO dünya mirası bölgesi olarak korunmakta. Santo Domingo, ülkede çok ayrı bir yere sahip. Santo Domingo’nun tarihi, ülkedeki turistlerin önemle öğrenmek istediği… Kristof Kolomb 1492’de ilk olarak buraya ayak basmış ve kolonyal aktivitesini bu kentten başlatmıştır. Hatta Avrupalıların Batı Yarıküre’de kurdukları ‘en eski sürekli yerleşme’dir de diyebiliriz. Yapılar, parklar, bahçeler, geçmişin izlerini hala taşımakta.

‘Zona Colonial’ ilk yerleşim yerlerinden
Yeni Dünya’da birçok ilkin yaşandığı Santo Domingo’da, elbette ilk gezilmesi gereken yer, tarihi bölge Zona Colonial Bölgesi. Parque Colon, bu bölgenin en hareketli yeri.  Yanı başındaki katedral, gölge yapan ağaçların altında domino oynayan ahali, etraftaki kafe ve restoranlar ve ortada olan biteni izleyen Kolomb heykeli burada. Parque Colon’un yanı başındaki Catedral Primada de America katedrali, Amerika kıtasındaki halen ayakta kalan en eski yapısı. Yapımına 1514’te, Kolomb’un oğlu tarafından başlanılmış, ancak 1540’ta tamamlanabilmiş. Las Damas Sokağı ise; önemli tarihi binaların bulunduğu bir sokak. Amerika kıtasındaki ilk taş döşenmiş sokak olarak da tarihe geçmiş durumda. Yapımı ise, 1502’ye kadar gidiyor. İsmini (Kadınlar Sokağı) burada yürüyüş yapan Diego Colombus’un karısı ve arkadaşlarına borçlu. Burası dışında şehirde diğer görülecek yerler; Malecon (sahil yolu), Çin Mahallesi’ndeki dükkânlar, müzelerin ve parkın bulunduğu Plaza de la Cultura, devasa deniz feneri Faro a Colon, yerliler için kutsal olan mağara ve göllerin olduğu Los Tres Ojos ve denize girmek için civardaki kumsallar olabilir.

Plaj gibi plaj Punta Cana
Dominik Cumhuriyeti’nin en gözde plajlarının, Punta Cana’da olduğu söylenir. Masmavi, tertemiz deniz ve sapsarı kumsallar, kusursuz tatilinizin tadına varmanız için yaratılmış gibi. Doğa harikası bu bölgede, plajda güneşlenmek dışında yapılacak birçok etkinlik de var. Tropik ormanda yapacağınız gezinti esnasında, parlak pembe tüylü flamingoları, rengârenk papağanları, egzotik kelebekleri görebiliyorsunuz. Burada parasailing, yelkenli ve dalış gibi birçok aktivite mevcut. Ayrıca Manati Park’ı da oldukça önemli. Gölgede kalsanız dahi, buradaki güneşin nasıl yaktığını anlamayacaksınız. Punta Cana, mavi bayrak sertifikası almış dünyaca ünlü ve sayılı yerlerden biri. Bembeyaz kumları, devasa palmiye ağaçları ve muhteşem azur mavisi deniziyle yaşanılacak bir yer. İnanılmaz da bir turist potansiyeli var. Özellikle İngilizler ve Ruslar, bir hayli fazla. Buranın en ünlü plajı ise, Bavaro Plajı.

Dominik’in ikinci büyüğü Santiago
Santiago da, Dominik Cumhuriyeti’nin gezilecek harikulade yerlerinden. Santiago, ada ülkesinin en büyük ikinci şehri. Restoranları, kültürel parkları ve eğlence hayatıyla ön planda. Constanza, Montecristi gibi görülesi yerler ise, zamanında korsanlar tarafından kullanılmaktaydı. Karabacoa, Boca Chica, Barahona, Baona, La Vega, KuanDolio, Pedernalesde; Dominik Cumhuriyeti’nin gezilip görülecek yerlerinin başlıcaları olabilir. Nihayetinde Dominik, her zevke ve herkese hitap ediyor aslında. Su üstü ve sualtı kalıntıları ile tarihe tanıklık etmek isteyenler için de bir alternatif;  kültürel ve eğlence hayatı ile son dönemlerde dünyanın en çok konuşulan bölgeleri olmasından dolayı da bambaşka bir alternatif.

Baharatlı yemeklere hazır olun
Dünyanın en kaliteli baharatları burada. Yemekler, özellikle baharat çeşitleriyle bezenmiş Dominik’in. Mesela deniz ürünleri ve etler bol miktarda çeşitli garnitürlerle dolu. Baharatlar da cabası tabii. Buradan da anlayacağınız gibi, yemeklerin en temel özelliği baharatların çeşitliliği. Yemekler tat olarak bildiğimiz, alışık olduğumuz tatlarda aslında. Yani pek fark yok. Tek farkı, bol baharatlı olması. Karayip yemekleri tarzı olan pirinç, mısır, bezelye gibi yiyeceklerle beraber pişiriliyor. Et, çokça kullanılmakta. Zira ülkede bol miktarda yapılan hayvancılıktan dolayı fazlaca et tüketiliyor. Bu arada, yemek içinde bolca deniz ürünü bulunuyor. Çünkü okyanus ortasında, bir ada ülkesi burası. Bunların başında da, balık ve midye geliyor. ‘Mangu’ ismini verdikleri pürelenmiş muz yemeğini de, günün her saati yiyebiliyorsunuz. Ve meyveler… Tabii ki tropikal meyveler, Dominik ağız tatlarının vazgeçilmezi. Mango, passionfruit, ananas, kavun ve karpuz bunların başlıcaları. Ayrıca zapote, guayaba ve jagoa meyvelerini mutlaka tatmalısınız. Ron ise; Dominik içecekleri arasında çok saygın bir yere sahip.

Dominik’in meşhur plaj ve parkları
Boca Chica, Dominik’in en meşhur plajı. Playa Cofresi, Scotts Head, Rock Beach (BeauRive), Portsmouth Plajı, Batibou Koyu ve L’escalier Tete Chien, görülmesi ve suyuna girilmesi gereken diğer plajlar. Öte yandan şelaleleri, nehirleri, çiçekleri, ağaçları ve kuşlarına zaten hayran olacaksınız. Cabrits Ulusal Parkları, Morne Trois Piton, Boiling ve Boeri Gölleri, Emerald Şelalesi, Wotten Waven ‘Screws’ Doğal Sülfür Banyoları, Indian ve Palm Line Nehirleri ve Botanik Bahçeleri ruhunuzun dinleneceği en güzel yerler diyebilirim.